İçeriğe geç
Blog

EN GÜVENLİ YER EVİMİZ Mİ?

Akdeniz Haber
Paylaşmak Güzeldir..

Bir zamanlar kapımızı kilitleyince kendimizi güvende hissederdik. Şimdi kapıyı iki kez kilitliyor, kamerayı kontrol ediyor, yine de içimizdeki korkuyu susturamıyoruz.

Ne oldu bize?

Ne zaman bu kadar tedirgin olduk?

Sokağa çıkarken düşünüyoruz. Çocuğumuzu yalnız gönderirken endişeleniyoruz. Gece eve dönerken arkamıza bakıyoruz. Bazen kapının zili bile insanın yüreğini ağzına getiriyor.

Evlerimizi korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Çelik kapılar, kameralar, alarmlar…

Ama bütün bunların yanında eksilen bir şey var:

Güven.

Eskiden mahallede herkes birbirini tanırdı. Bir çocuğun başına bir şey gelse, birkaç dakika içinde bütün mahalle haberdar olurdu. Komşunun derdi, sadece onun derdi değildi.

Şimdi aynı apartmanda oturuyor, birbirimizin yüzüne bakmadan geçiyoruz.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü güvenli bir toplum sadece güvenlik kameralarıyla kurulmaz.

Güvenli toplum, birbirinin farkında olan insanlarla kurulur.

Peki ne yapabiliriz?

Önce yeniden komşu olmayı öğrenebiliriz.

Apartmanlarımızda, mahallelerimizde dayanışma grupları oluşturabiliriz. Yaşlılarımızı, yalnız yaşayan insanları, çocukları ve desteğe ihtiyacı olanları yalnız bırakmayabiliriz.

Mahallelerde çocukların güvenle oynayabileceği alanları artırmak, karanlık sokakları aydınlatmak, riskli bölgeleri ilgili kurumlara bildirmek için birlikte hareket edebiliriz.

Ama en önemlisi, çocuklarımızı sadece tehlikelerden uzak tutmaya çalışmak yerine onları haklarını bilen, sınır koyabilen ve gerektiğinde yardım isteyebilen bireyler olarak yetiştirmeliyiz.

Okullarda güvenlik, zorbalık, şiddet, dijital tehditler ve acil durumda ne yapılması gerektiği konusunda daha fazla eğitim verilmelidir.

Ve biz yetişkinler…

Bir kötülük gördüğümüzde “Bana ne?” demeyi bırakmalıyız.

Çünkü bugün başkasının yaşadığı haksızlığa sessiz kalırsak, yarın aynı sessizlik bizim kapımıza dayanabilir.

Kötülük, sadece kötülüğü yapanlarla büyümez. Ona sessiz kalanlarla da büyür.

Devlet üzerine düşeni yapmalı; güvenlik, aydınlatma, denetim ve hızlı müdahale mekanizmaları güçlü olmalı.

Ama vatandaş da üzerine düşeni yapmalı.

Mahalle muhtarı, okul, aile, belediye, emniyet ve sivil toplum aynı masada buluşmalı. Sorun yaşandıktan sonra değil, sorun yaşanmadan önce çözüm aranmalı.

Çünkü güvenlik, olay olduktan sonra verilen tepki değil; olay olmadan önce alınan önlemdir.

Ve belki de en büyük görev bize düşüyor:

Birbirimizi yeniden tanımak.

Selam vermek.

Hâl hatır sormak.

Şüpheli bir durumu görmezden gelmemek.

Yardıma ihtiyacı olana el uzatmak.

Çocukların sesini duymak.

Yaşlıların yalnızlığını fark etmek.

Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.

Ama toplum dediğimiz şey zaten bu küçük davranışların birleşiminden oluşur.

Bugün çocuğumuzun güvenliği için başka bir anne-babanın da çocuğunu düşünmek zorundayız.

Çünkü güvenlik, “ben” diyerek değil, “biz” diyerek kurulabilir.

Belki evimizin kapısını daha da sağlamlaştırabiliriz.

Ama asıl sağlamlaştırmamız gereken şey, toplumun birbirine olan bağıdır.

Çünkü yarın bizim de yardıma ihtiyacımız olabilir.

Ve o gün bizi koruyacak olan yalnızca çelik kapımız olmayacak.

Belki bir komşumuz olacak.

Belki yoldan geçen bir yabancı…

Belki hiç tanımadığımız bir insan, “İyi misiniz?” diyecek.

İşte o zaman anlayacağız:

En güvenli ev, duvarları en yüksek olan ev değildir.

En güvenli ev, dışarıda da kendisini yalnız bırakmayacak insanların olduğu evdir.

Artık daha yüksek duvarlar örmek yerine, daha güçlü bir toplum inşa etmenin zamanı geldi.

Çünkü çocuklarımızın mirası korku olmamalı.

Onlara kilitli kapılar değil, güvenli sokaklar bırakmalıyız.

Paylaş WhatsApp X Facebook

Benzer haberler

Yorum yaz

Resmî ilanlar