Sezaryenden Sonra Normal Doğum Mümkün mü?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet GÜL, daha önce sezaryenle doğum yapan kadınların uygun koşullar sağlandığında sonraki gebeliklerinde vajinal doğum yapabileceklerini belirterek, “Sezaryen sonrası vajinal doğum bir hedef değil, uygun anne ve bebek için değerlendirilebilecek bir doğum seçeneğidir” dedi.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet GÜL’ün geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından paylaştığı sezaryen sonrası vajinal doğum hikâyesi, anne adaylarının da ilgisini çekti. Paylaşımın ardından “Bir kez sezaryen olan kadın sonraki bebeğini normal doğurabilir mi?” sorusu yeniden gündeme geldi.

Konuyla ilgili bilgi veren GÜL, daha önce sezaryenle doğum yapmış bir kadının sonraki gebeliğinde uygun koşullar altında vajinal doğum yapabileceğini söyledi. Bu doğum şeklinin tıpta “sezaryen sonrası vajinal doğum (VBAC)” olarak adlandırıldığını belirten GÜL, ancak her sezaryen geçirmiş kadının VBAC için uygun aday olmadığının altını çizdi.
GÜL, kararın yalnızca annenin isteğine göre verilmediğini; önceki sezaryenin özellikleri, mevcut gebeliğin seyri, bebeğin durumu ve doğumun gerçekleştirileceği sağlık kuruluşunun imkânlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Önceki sezaryendeki rahim kesisi önemli:
Sezaryen sonrası vajinal doğum kararı verilirken önceki sezaryenin nedeninin ve rahimdeki kesi tipinin önemli olduğunu belirten GÜL, günümüzde sezaryenlerin büyük bölümünde rahmin alt bölümüne yatay, yani “alt segment transvers” kesi uygulandığını ve bu grubun sezaryen sonrası vajinal doğum açısından en uygun adayları oluşturduğunu söyledi.
Rahmin üst bölümünü içine alan klasik vertikal kesi öyküsü veya daha önce rahim yırtılması, yani uterin rüptür, geçirmiş olmanın ise vajinal doğum açısından önemli risk oluşturduğuna dikkat çeken GÜL, bu durumlarda vajinal doğumun genellikle önerilmediğini ifade etti.
GÜL ayrıca önemli bir ayrıntıya dikkat çekerek, karındaki cilt izine bakılarak rahimdeki kesi tipinin anlaşılamayacağını, bu nedenle mümkünse önceki sezaryene ait ameliyat kayıtlarının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Anne kadar bebeğin durumu da değerlendiriliyor:
Mevcut gebeliğin de vajinal doğuma uygun olması gerektiğini vurgulayan GÜL; bebeğin prezentasyonu, tahmini ağırlığı, plasentanın yerleşimi, gebelik haftası, annenin sağlık durumu ve gebelik sırasında gelişen diğer risklerin birlikte değerlendirildiğini belirtti.
Plasenta previa gibi zaten başlı başına sezaryen gerektiren bir durum söz konusu olduğunda sezaryen sonrası vajinal doğumun da uygun olmayacağını ifade etti.
Doğumun kendiliğinden başlamasının başarılı vajinal doğum olasılığını artıran faktörlerden biri olduğunu belirten GÜL, daha önce vajinal doğum yapmış olmanın ve özellikle daha önce başarılı bir sezaryen sonrası vajinal doğum gerçekleştirmiş olmanın da başarı olasılığını belirgin şekilde artırdığını söyledi.
Uygun seçilmiş, tek sezaryen öyküsü bulunan ve gebeliği sorunsuz ilerleyen kadınlarda, doğum kendiliğinden başladığında vajinal doğumun yüksek başarıyla gerçekleşebildiğini ifade etti.
En önemli risk: Uterin rüptür
Sezaryen sonrası vajinal doğumda üzerinde en fazla durulan riskin eski sezaryen hattında rahmin açılması veya yırtılması, yani uterin rüptür olduğunu belirten GÜL, bu komplikasyonun nadir görülmesine rağmen anne ve bebek açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.
Uygun vakalarda bu riskin yaklaşık 200’de 1, yani yüzde 0,5 civarında olduğunu belirten GÜL, doğumun bazı yöntemlerle indüklenmesinin bu riski artırabileceğini, bu nedenle doğum başlatma veya sancıları güçlendirme kararının ayrıca ve dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Doğumun yapılacağı hastane en az hasta seçimi kadar önemli”
Sezaryen sonrası vajinal doğumda yalnızca doğru anne adayının seçilmesinin yeterli olmadığını vurgulayan GÜL, doğumun gerçekleştirileceği sağlık kuruluşunun koşullarının da büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu doğumların evde veya acil ameliyat imkânı bulunmayan bir merkezde planlanmasının uygun olmadığını belirten GÜL, doğum sırasında bebeğin kalp atımlarının sürekli elektronik fetal monitörizasyonla takip edilmesi ve annenin de yakın izlem altında tutulması gerektiğini ifade etti.
Herhangi bir sorun ortaya çıktığında ise acil sezaryene hızla geçilebilecek ameliyathane, anestezi ekibi, kan transfüzyonu imkânı ve bebeğe gerektiğinde müdahale sağlayabilecek ekip ve donanımın hazır bulunması gerektiğinin altını çizdi.
“Bir kez sezaryen, her zaman sezaryen demek değil”
Toplumda bu konuda iki farklı yanlış inanış bulunduğunu belirten GÜL, “Bir kez sezaryen oldum, bundan sonraki bütün doğumlarım da mutlaka sezaryen olmak zorunda” düşüncesinin doğru olmadığını söyledi.
Ancak bunun tam tersine, “Her sezaryen geçiren kadın mutlaka normal doğumu denemelidir” yaklaşımının da doğru olmadığını vurguladı.
GÜL sözlerini şöyle tamamladı:
“Sezaryen sonrası vajinal doğum bir hedef değil, uygun anne ve bebek için değerlendirilebilecek bir doğum seçeneğidir. Başarının temelinde doğru hasta seçimi, gebelik boyunca iyi değerlendirme, anne adayının yarar ve riskler konusunda bilgilendirilmesi, doğumun yakın takibi ve gerektiğinde dakikalar içerisinde müdahale edebilecek donanıma sahip bir sağlık kuruluşunda gerçekleştirilmesi vardır.”
Büşra Deveci /Haber

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.