Aslında gerek eğitim, gerek bilgi birikim,gerek özel yetenek olarak bir hiç olan bu insanlar, öyle yada böyle,keçinin olmadığı yerde kendilerini Evliya Çelebi yerine koyarak, tesadüfen de olsa elde ettikleri makam mevki ve koltukların gücünü kendi gücü olarak görünce adeta bir dev, yalancı bir pehlivan ,en hızlı büyüyen bir bitki olan Ağustos kabağı yerine koymaktan bir saniye bile geç kalmazlar…

Ne yapsın adamlar, olsa dükkan senin.. diyecekleri bir bilgi birikim ve dolu bir bilgi heybesi olmadığı için her zaman,her ortamda hiç de hak etmedikleri koltukların makamların arkasına sığınırlar..
Ben Ali..
Ben Osman..
Ben Ayşe..
Ben Fatma…
Deme yerine; ben bilmem kimin oğlu,kimin kızı, kimin damadı ,kimin yeğeni…
Ben bilmem hangi partinin ilçe,il başkanı..
Ben bilmem hangi odanın, hangi derneğin, hangi cemaatin başkanı , üyesiyim…
Ben bilmem şu bilmem neyin eşiyim…derler, övünerek,sanki mataf bir şeymiş gibi..
İyi de ağam,iyi de bacım senin bir adın , soyadın , mesleğin yok mu?
Neden bazı makam mevki ve koltuklar isimlerden önce gelir?
Yazar mı hiç kimsenin nüfus cüzdanında, bilmem hangi siyasi partinin, bilmem hangi derneğin, odanın, cemaatin başkanı, üyesi olduğun..?
Sanki , il ,ilçe başkanı olduğu parti,oda ,dernek cemaat babasının tapulu malı da isminden önce onu söylüyor sorana..
Bir seçimlik işin,bir seçimde sona erecek başkanlığın var be kardeş, ne bu kendini beğenmişlik , dünya yı ben yarattım havası..
Bu koltuk, makam mevki sevdalısı, tiryakisi olanlar o koltuktan indikleri zaman sudan çıkmış balığa, kabuğu soyulmuş kaplumbağa ya benzeyeceklerini ,adam yerine konulmayacaklarını bildikleri için; o koltuklara o kadar sıkı sarılırlar ki ; ayır ayırabilirsen..
Her makam,her koltuk bu vatana bu millete hizmet içindir, kimsenin kendi çıkarları, menfaatleri için kullanmaması gereken bu koltuklar oturanlara bir farklılık,bir ayrımcılık vermemeli,aksine o koltuklara oturanlar o koltuklara birşeyler katmalı ,vermeli..
Kısacası, koltuk kişinin önüne geçmemeli..

+ There are no comments
Add yours