Bazen insan durup dururken dalıp gidiyor…
Bir fotoğraf görüyor, eski bir şarkı duyuyor ya da çocukluğunun geçtiği bir sokağın önünden geçiyor. O an içinden derin bir ah çekip şöyle diyor:
“Ne çabuk geçti be…”
Gerçekten de öyle.
Daha dün gibi değil miydi okuldan çıkıp sokaklarda koşturduğumuz günler?
Daha dün gibi değil miydi bayram sabahları erkenden kalkıp yeni kıyafetlerimizi giydiğimiz zamanlar?
Daha dün gibi değil miydi annemizin sesini duyup sofraya koştuğumuz akşamlar?
Ama meğer onların üzerinden yıllar geçmiş…
Hem de sessizce.
Zaman öyle bir şey ki gelirken fark edilmiyor, giderken yürekte iz bırakıyor.
Eskiden evler daha mı küçüktü bilmiyorum ama içleri daha sıcaktı sanki. İnsanlar birbirine daha yakındı. Kapılar kilitlenmez, komşular habersiz gelir, bir bardak çayın etrafında saatlerce sohbet edilirdi.
Şimdi herkesin evi büyük belki ama gönüller biraz daraldı gibi.
Kalabalıkların içinde yalnızlaştık.
Teknoloji çoğaldı ama sohbetler azaldı.
Mesajlar arttı ama hâl hatır soranlar azaldı.
Ve biz bunları fark ederken yıllar da birer birer geçip gitti.
İnsan gençken zamanın hiç bitmeyeceğini sanıyor.
Anne babanın hep yanında olacağını…
Dostlukların hiç bozulmayacağını…
Sağlığın hiç eksilmeyeceğini düşünüyor.
Ama hayat öğretiyor.
Bir gün bakıyorsun saçlarına ak düşmüş.
Bir gün bakıyorsun çocuk dediğin büyümüş.
Bir gün bakıyorsun yıllardır görmediğin insanların isimleri hatıralarda kalmış.
İşte o zaman anlıyorsun…
Asıl zenginlik ne parada ne de makamdaymış.
Asıl zenginlik birlikte geçirilen zamanmış.
Bir annenin duasıymış.
Bir babanın omzuna koyduğu eliymiş.
Dostlarla edilen samimi sohbetlermiş.
Sevdiklerinle aynı sofraya oturabilmekmiş.
Bugün dönüp geriye baktığımda, keşke dediğim şeyler çok.
Keşke bazı insanlara onları sevdiğimi daha çok söyleseydim.
Keşke bazı dostlukların kıymetini daha iyi bilseydim.
Keşke bazı güzel günlerin tadını çıkarırken onların bir gün hatıra olacağını anlayabilseydim.
Ama hayatın da bir gerçeği var.
Giden yıllar geri dönmüyor.
Ne kadar özlesek de çocukluğumuz geri gelmiyor.
Gençliğimiz geri gelmiyor.
Kaybettiklerimiz geri gelmiyor.
Fakat elimizde hâlâ bir şey var:
Bugünümüz.
Belki de geçmişe bakıp üzülmek yerine, kalan günlerimizi daha güzel yaşamayı öğrenmeliyiz.
Bir gönül alarak…
Bir kırgınlığı bitirerek…
Bir dostu arayarak…
Bir anneye, bir babaya sarılarak…
Çünkü yıllar geçiyor.
Hem de sandığımızdan çok daha hızlı geçiyor.
Ve gün geliyor insan şunu anlıyor:
Ömür uzun değilmiş aslında…
Ömür, sevdiklerimizle paylaşabildiğimiz güzel anlar kadarmış.

+ There are no comments
Add yours