Kıymetli okurlar, hepinize gönülden selamlar.
Hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman farkına varamadığımız, ancak hemen her ailenin bir şekilde yaşadığı önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Hiç dikkat ettiniz mi? Aynı evin içinde yaşayan insanlar, bazen birbirinden kilometrelerce uzakmış gibi davranabiliyor. Oysa bir zamanlar evler sohbetle ısınır, akşam sofraları günün yorgunluğunu alan buluşma noktalarına dönüşürdü. Çocuklar okulda yaşadıklarını anlatır, anne babalar günün nasıl geçtiğini paylaşır, dertler ve sevinçler birlikte yaşanırdı.
Şimdilerde ise aynı masanın etrafında oturan insanlar farklı ekranlara bakıyor. Anne telefonda, baba televizyon karşısında, çocuklar tablet veya bilgisayarda… Herkes bir şeylerle meşgul ama kimse birbirinin dünyasına tam olarak dokunamıyor.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, buna şüphe yok. Ancak kolaylaşan hayatın içinde zorlaşan bir şey var: Birbirimizi dinlemek. Oysa insanın en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Bazen bir çocuğun anlatmak istediği küçük bir olay, bazen bir annenin paylaşmak istediği bir yorgunluk, bazen de bir babanın içinde tuttuğu endişe yalnızca birkaç dakikalık samimi bir sohbetle hafifleyebilir.
Ne yazık ki günümüzde birçok genç ailesi tarafından anlaşılmadığını düşünüyor. Anne ve babalar ise çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını söylüyor. Belki de sorun sevgisizlik değil; konuşamamak, dinleyememek ve birlikte geçirilen zamanın azalmasıdır.
Aile, insanın ilk okuludur. Sevgi, saygı, merhamet ve dayanışma önce ailede öğrenilir. Bu nedenle aile içindeki iletişim yalnızca evin huzurunu değil, toplumun geleceğini de etkiler.
Belki de çözüm düşündüğümüz kadar karmaşık değil. Biraz daha fazla dinlemek, biraz daha fazla anlamaya çalışmak ve biraz daha fazla vakit ayırmak…
Yoğun hayatın içinde çoğu zaman sevdiklerimizi ihmal ediyor, aynı çatı altında yaşasak da birbirimizin dünyasından uzaklaşıyoruz. Oysa aileyi güçlü kılan şey büyük imkânlar değil; paylaşılan zaman, kurulan samimi cümleler ve hissedilen güven duygusudur.
Bir çocuğun anlatmak istediği bir hikâyeyi sabırla dinlemek, bir annenin yorgunluğunu fark etmek, bir babanın sessizliğinin ardındaki yükü anlamaya çalışmak belki de atılacak en değerli adımdır.
Çünkü aileyi ayakta tutan şey aynı evde yaşamak değil, aynı gönülde buluşabilmektir. Çocuklarımızın bizi, bizim de çocuklarımızı gerçekten duyduğu bir dünya kurabilirsek, yalnızca ailelerimizi değil, geleceğimizi de güçlendirmiş oluruz.
Bir sonraki yazımızda yeniden buluşmak dileğiyle, sevgi ve muhabbetle kalın.

+ There are no comments
Add yours