İlk defa 1997 yılında gelip durdum bu evin önüne.
Direksiyonda ki sahibim kapımı açıp da, inerek, toprağa bastığında ; mutluluk içerisinde,anam nasılsın..
Baba merhaba, çok iyisin maşallah… diyerek bembeyaz baş örtülü bir Anadolu anasının ,bir Türk kadınının ve bembeyaz saçlı, ve kendisine çok yakışan bembeyaz sakallı bir Türk erkeğinin ; ana ve babasının ellerini öpmüştü..
Evlatlarının yolunu dört gözle bekleyen bu evin sahipleri ana baba ve onların yedi evladından birisi olan ,sahibim çok mutlu idiler..
Onlar mutlu olurda, onların mutluluğuna, oğullarını yanlarına, ziyaretlerine, bu eve getiren ben mutlu olmaz mıydım?
Elbette bende mutlu idim, böyle bir kavuşmaya, buluşmaya yardımcı olduğum için..
Sonraları, devam eden günlerde aylarda hep devam edecekti bu eve gelişim.
Gelişlerim de bazen sahibim yalnız olurdu bazen de eşi ve iki evladı ile birlikte gelirdi..
Kaç defa oldu bu geliş diye sorarsanız vallahi aklımda değil bu sayı..
Haftada en az iki defa diyeyim de hesabını siz yapın..
Bayramlar da ki gelişimiz çok farklı oluyordu.
Burası çok kalabalık oluyor, bazen benim bile park edecek yerim kalmıyordu..
Evin içinden ,köşkünden, balkonundan çocuk sesleri geliyor, arkamda gördüğünüz merdivenden çocukların, yetişkinlerin ,ev sahiplerinin evlatlarının , torunlarının biri çıkıp diğeri iniyordu..
Sadece kendi evlatları, torunları değildi bu eve girip çıkanlar ; uzak yakın akrabalar , komşular vardı bu merdivenden inip çıkanlar arasında..
Bazen sabahları,bazen öğle, ikindi vakitleri,bazen akşamın ilk saatlerinde,bazen de gecenin ilerleyen saatlerinde gelirdik sahibimle, bu evin büyük oğlu ile bu eve..
Özellikle ikindi saatlerinde burası kalabalık olurdu..
Evin babası, anası ve hemen yan komşuları olan ,evin babasının erkek kardeşlerinden ve onların eşlerinden , evlatlarından birkaç tanesi buralarda oturup sohbet ederlerken görürdüm..
Bazen sakin konuşmalara , bazen de hararetli konuşmalara denk gelirdik sahibim ve ben..
Zaman hızla geçer oldu,hem benim hem sahibimin,hem de evin ana ve babasının yaşları ilerler oldu..
Eve doktorlar gelir, ev sahiplerini doktorlara götürür oldum..
Bu evde ilk büyük acıyı 2016 nisanın da gördüm, yaşadım..
Yedi ,sekiz .. Bazen daha fazla kişi ile birlikte uzak yerlere ,en çok da Derebucak tarafına gittiğimiz ve en çok da; o biraz zorlu ama bir o kadar da zevkli yolculuk mutlu ederdi evin babasını..
Nasıl mutlu etmesin , çocukluğundan itibaren hemen her Nisan ayında yaya ve gruplar halinde geçtikleri,yedi gün süren bu zorlu,zorunlu yolcuğu şimdilerde benim sayemde ,benim içimde, eşi ve üç ,dört evladı ile birlikte sadece bir ,bir buçuk saatte tamamlıyordu..
Uzun yıllardır görmeyen gözleri adeta yeniden açılıyor, geçtiğimiz her yeri görmediği halde,çok güzel bir şekilde anlatıyor, tasvir ediyordu..
Burası eynif ovası ha…Eynifin şurasında şunlar var, burasında şunlar var diye heyecanla anlatıyordu..Sıradan bir anlatım değildi aslında onunkisi ,adeta o geçmişi, zorlu hayatı tekrar yaşamaktı..arada bir ah çekmesi geçmişe olan özlem mi yoksa o zorlu yıllarda ki çektiklerini hatırlamak ,o anları yeniden yaşamak mıydı bilemiyordum..
Etrafı sedir ağaçları ile çevrili yemyeşil bir bölgeden geçerken , açık olan camdan gelen o nefis yayla, dağ kokusunu içine çekerken; bu katran ağaçlarının kokusunu çok severim,bu kokuyu nerede olsa tanırım demesi ve tertemiz havayı ciğerlerine çekmesini hiç unutamam..Yaşı doksana yakışan evin babası bu havanın etkisiyle adeta gençliğine geri dönmüştü..
O gezide çok ama çok mutlu idi, Derebucak da ki eski dostları yoktu ama onların evlatları vardı ve olağanüstü bir saygı ve misafirperverlikle karşılamışlar,ahirete göçüp giden babalarını aratmamışlardı..Hep eskilerden geçmişten bahsedilmiş o dönülmez yıllara ,anılara geri dönülmüştü..Bu güzel gezi onun son gezisi olmuş ve 20 Nisan 2016 tarihinde vefat etti..
Onun eller üzerinde arkamdaki merdiven den indirilişini az ileriden izledim..
Herkes çok üzgündü,gözler yaşlı, ağızlardan hıçkırıklar çıkıyordu..
Günlerce gidip geldim bu eve ama her gelişimde üzgün insanlar taşıyordum..
Bir süre sonra hafifleyen acı ile hayat normale dönmüş ben ve sahibim eski halimiz de idik .
Her gelişimde, sahibimi karşılayan sadece evin sahibi ,evin anası vardı..
Evin önünde ki oturan,oturup da sohbet edenlerin de sayıları azalmış içlerinden üç,dördü de bu dünyadan göçüp gitmişti..
Ben ve sahibim gelmeye devam ettik, bayramlar geçti ,yazlar ,baharlar , kışlar geçti ve sıcak bir temmuz gününde evin anası da eller üzerinde arkamda ki merdiven den inip ,ahirete göçüp gitti..
Bu son göç sahibimi çok etkiledi ve biz buraya ,bu eve uzun süre gelemedik, gelmedik..
Uzun aralıklarla geldiğimizde de sahibimin gözleri hep yaşlı idi..
O kadar ki çoğu zaman göz yaşları direksiyonu bile ıslatıyordu..
Aradan geçen dört yıla yakın bir zamandır sahibimin gözlerinde ki yaş hiç dinmedi, buraya her gelişimizde onun gözleri hep yaşla doluyor.
Bu evin önünde, merdiveninde ,köşkünde , içerisinde eski günlerden eser yok..
Adeta yalnızlığa mahkum edilmiş bu eve bugünkü gelişimizde etrafta kimsecikler yoktu.
Sahibim bir zamanlar sayısız çocukların , yetişkinlerin inip çıktığı bu merdivene oturdu ve başını ellerinin arasına alarak uzun süre sessizliğe büründü..
Arada bir gözlerini sildiğini gördüm,gizli gizli ağlıyordu galiba..
Onun bu haline bende çok üzüldüm,yalan yok bende ağladım..
Arabalar da ağlar mı? demeyin..
Hani hep erkekler ağlamaz..denilir ya..
Madem erkekler de ağlarmış, müsaade edin ben de ağlayayım..dedi arabam, emektar , yaşlı Ford.
Kalın sağlıcakla..

+ There are no comments
Add yours