Gezmeyi, gezip de; güzel yurdumun birbirinden güzel köşelerini görmeyi çok severim.
Bu gezmeleri de tek başına değil de ,bir grupla , sevdiğim arkadaşlarla yapmaya dikkat ederim..
Kendi arabam ile gittiğim gezilerde, arabaların bagajına otuz kırk plastik şişe koyarak çıkarım.
Gezi dağlara ise emektar Ford,düz yollara ise Vito ile yaptığım bu yolculuklarda,bu pazar hedef ; Burdur Ağlasun Saglalassos idi..
Uzun zamandır gidip görmek istediğim bu tarihi kalıntılarla , geçmişin izleri ile dolu yurdum köşesine giderken de aynı şekilde plastik şişeleri arabanın bagajına yerleştirdim..
Saglalallasos gerçekten görülmeye değer, her Türk vatandaşının gidip ziyaret etmesi, görmesi gereken tarihi bir yer.
Yalnız bir şeyi ifade etmeden geçemeyeceğim..
Ülkemiz bir çok güzelliğinin yanında, başka bir ülkede bulunmayan tarihi eserlere sahip de , ne yazık ki bunların büyük bir çoğunluğu hala toprak altında yada yeterli tanıtım yapılmıyor..
Saglalallasos da bunlardan birisi ve sadece yüzde on yedisi gün yüzüne çıkarılmış..
İnanın bu kadarı bile görenleri şaşırtıyor, hayran bırakıyor..
Hava sıcak olmasına rağmen, aralarında çeşitli ülkelerden gelen yüzlerce ziyaretçi vardı..
Kelimenin tam anlamıyla kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde yüzlerce,belki de binlerce yıl önce yaşanan bir medeniyetin yıkık dökük de olsa izlerini görmek anlatılmaz yaşanır denilen cinstendi..
Yorucu bir ziyaret sonrası rota Burdur idi..
Antalya Burdur ana yoluna çıkarken, köylü vatandaşların kendi ürünlerini satmak için toplandıkları bir çeşme başı gördüm ve durdum..
Köylülerin müşterisi boldu ama buz gibi suyu akan çeşmenin müşterisi daha boldu..
Her insanın elinde beşer onar büyüklü küçüklü plastik su şişelerini bir sıra halinde dolduruyorlar..
Akan üç musluğu olmasına rağmen dolacak olan şişe sayısı fazla olduğu için bu iş epeyi bir zaman alıyordu..
Sohbet ettiğim insanların büyük bir çoğunluğu Antalya merkez den gelen insanlardı.
Antalya’nın suyu içilir durumda olmadığı için böyle güzel suları bulunca ,bolca doldurup Antalya’ya götürüyoruz dediler..
Onların geldiği yerin iki katı uzak yerden gelmiştim ben.
Herkes su avcısı olmuştu adeta.
Herkes içilebilir bir suyun peşinde koşar olmuş..
Zemzem suyu fiyatına satılan suyun içilmemesi, çay suyu olarak kullanılmaması acaba kimin suçu?
Geçtim Antalya’yı, bir su cenneti olan Manavgat’ın suyunun da içilmemesi gerçekten bir utanç kaynağı..
İsrail’e bile su temin edilecek bir proje tamamlanmış olmasına rağmen yıllardır çürümeye terk edilmiş bir vaziyette beklerken; Manavgatlıların , Antalyalıların köşe bucak ,dağ ,ova su peşinde koşması gerçekten birileri için bir yüz karası olarak kabul edilmeli..
Sorulması gereken bir çok soru var ,soru belli , muhatapları belli olan bu soruları soracak cesur yürekli insanlar yok ne yazık ki..
Ben sıradan bir vatandaş olarak biliyorum ki yıllar önce rahmetli Zeynel Şenol zamanında Avrupa Birliği tarafından Manavgat belediyesine su şebekesinin yenilenmesi, kanalizasyon yenilenmesi için verilen 23 milyon Euro nerede acaba?
Kimler bu parayı asıl yerlerinde değil de farklı yerlerde kullandı?
Daha doğrusu kimler Manavgat’ın hakkı olan paraları başka yerlere götürdü de;
Manavgatlıları , Antalyalıları içme suyu peşinde koşturur oldu, su avcısı yaptı..
Kalın sağlıcakla..
Yürekleriniz su gibi aziz olsun!..

+ There are no comments
Add yours