Paylaşmak Güzeldir..

Bugün içimizi en çok acıtan konulardan biri şu: Şiddet artık sadece sokakta değil, okullarda, yani çocukların en güvenli olması gereken yerlerde bile karşımıza çıkıyor. Üstelik bu durum öyle bir noktaya geldi ki, bazen “alıştık” denilecek kadar sıradanlaşmaya başladı. Oysa alışılacak bir şey değil bu. Çünkü söz konusu olan çocuklarımız, yani yarınlarımız.

Eskiden çocuk kavgaları olurdu, evet. Ama bir bakardınız beş dakika sonra barışılır, oyun kaldığı yerden devam ederdi. Şimdi ise durum farklı. Öfke daha büyük, kırgınlık daha derin, tepkiler daha sert. Çocuklar artık sadece tartışmıyor, zarar veriyor. Peki neden?

Bu sorunun cevabı aslında hayatın içinde gizli.

Her şey ailede başlar. Bir çocuk dünyaya boş bir defter gibi gelir. Ne yazarsanız, onu okur. Evde sevgi varsa sevgi öğrenir, öfke varsa öfkeyi. Sürekli bağırılan bir ortamda büyüyen çocuk, konuşmayı değil bağırmayı öğrenir. Sürekli eleştirilen bir çocuk, kendini ifade etmeyi değil içine kapanmayı seçer. Bu yüzden aile sadece büyütmez, aynı zamanda şekillendirir.

Sonra okul gelir. Okul sadece ders verilen bir yer değildir. Çocukların karakterinin geliştiği, sosyal ilişkileri öğrendiği bir ortamdır. Ama bugün çoğu zaman sadece sınavlar konuşuluyor. Notlar, başarılar, yarış… Peki ya insan olmak? Empati kurmak? Kendini doğru ifade edebilmek? Bunlar geri planda kalıyor. Oysa bir çocuk matematiği unutabilir ama gördüğü bir haksızlığı asla unutmaz.

Bir de artık hayatımızın ayrılmaz parçası olan dijital dünya var. Telefonlar, tabletler, bilgisayar oyunları… Çocuklar gerçek dünyadan çok ekranlarda vakit geçiriyor. Orada gördükleri şiddet, zamanla normalleşiyor. Bir süre sonra zarar vermek, oyun gibi algılanmaya başlıyor. Bu da duyguların körelmesine yol açıyor.

Peki; bu gidişatı nasıl değiştirebiliriz?

Öncelikle kabul etmemiz gerekiyor: Bu sadece çocukların sorunu değil, hepimizin sorunu.

Aileler için yapılabilecekler:

Çocuğa sadece “ne yaptın?” diye değil, “nasılsın?” diye sormak gerekir.

Gün içinde en azından kısa da olsa kaliteli zaman geçirmek çok önemlidir.

Çocuğun duygularını küçümsememek gerekir. “Abartıyorsun” demek yerine, “seni anlıyorum” demek çözümün ilk adımıdır.

Evdeki iletişim dili çok önemlidir. Saygı gören çocuk, saygıyı öğrenir.

Sınırlar da gereklidir. Sevgi kadar disiplin de dengeli olmalıdır.

Okullar için yapılabilecekler:

Sadece akademik başarıya değil, duygusal gelişime de önem verilmelidir.

Rehberlik hizmetleri aktif kullanılmalı, çocuklar kendilerini ifade edebilecek alanlar bulmalıdır.

Akran zorbalığına karşı sıfır tolerans politikası uygulanmalıdır.

Öğretmenler sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda yol gösteren kişiler olmalıdır.

Dijital dünya için yapılabilecekler:

Çocukların ekran süresi kontrol altına alınmalıdır.

Hangi oyunları oynadığı, ne izlediği bilinmelidir.

Yasaklamak yerine bilinçlendirmek daha etkili olur.

Alternatifler sunulmalıdır: spor, sanat, kitap… Çocuk başka bir şeyle bağ kurabilmeli.

Ama en önemlisi şu: Çocukları gerçekten dinlemek.

Bugün birçok çocuk duyulmuyor. Görülmüyor. Anlaşılmıyor. İçinde biriken duygular ise bir şekilde dışarı çıkıyor. Kimi zaman sessizlikle, kimi zaman öfkeyle… İşte o öfke de çoğu zaman şiddete dönüşüyor.

Unutmayalım ki hiçbir çocuk sebepsiz yere şiddete yönelmez. Her davranışın bir nedeni vardır. O nedeni bulmak, anlamak ve çözmek bizim sorumluluğumuz.

Şiddet öğrenilen bir şeyse, merhamet de öğrenilir.

Saygı gösterilen bir çocuk, saygıyı büyütür.

Sevgiyle büyüyen bir çocuk, dünyayı güzelleştirir.

Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz. Ama bir çocuğun hayatına dokunabiliriz.

Ve bazen bir çocuğun hayatı değişirse, aslında her şey değişir.

Şiddetin olmadığı bir dünya yaşam dilerim.

Sevgiler..

You May Also Like

More From Author

+ There are no comments

Add yours