Her şeyin bir başlangıç,çıkış noktası vardır..
Bütün sonuçlar o başlangıçtan, çıkıştan doğar.
Sebeplerin, sonuçların bedelini de o başlangıçlara ödetmek, faturayı da onlara ödetmek lazım.
Eskiden birçok şey farklı idi, en başta kılık kıyafet farklı idi, her insanın yaptığı mesleği anlatan , daha doğrusu karşıdan gösteren bir elbisesi vardı..

İster görev yaptığı yerde ,ister çarşıda ,sokak da onları gören ,ne iş yaptığını, hangi görevde olduğunu anlardı ,sormaya bile gerek yoktu..
O elbise, kıyafet bir polis, asker elbisesi değildi elbette de ; tertemiz,ütülü , ceketin için de ki gömleğin üzerinde takılı kravatı vardı.
Bu sadece resmi daireler de çalışan devlet memurlarında değil, sokakta ki vatandaşlar da, esnaflarda da aynı idi .
Saç ve sakal tıraşı yapılmış, adeta iki dirhem bir çekirdek idi yurdum insanları.
Sakallı, bembeyaz sakallı insanlar da vardı elbette ama onlar yaşını başını almış, kendi halinde yaşlı insanlardı.
Taşıdıkları bembeyaz sakallar da bakımlı idi , şimdilerde ki gibi her yerde saç sakal birbirine karışmış, gençler,orta yaşlılar yoktu..
Resmi daireler tam bir İstanbul beyefendisi, İstanbul hanım efendisi görünümlü, erkek ve bayan memurlar ile dolu idi.
O dairelere girenler de kılık kıyafetlerine, davranışlarına çok dikkat ederlerdi.
Şapka ile ,elde sigara ile hiç bir resmi daireye girilmezdi..
O devirde bizler noteri bile resmi daire olarak görür, efsane noter Altunay Vural’ın karşısında hazır ol vaziyetin de dururduk ya da duranları görürdük.
Okullarda öğrenciler de aynı şekilde,kılık kıyafetleri, saç modelleri belirli idi
Kız öğrencilerin etek boyu bile belli idi.
Uzun saç ile, kısa etek ile kravatsız yada okul kıyafetleri dışında bir kıyafet ile gir bakalım o okula.
Ya öğretmenler ve diğer devlet memurları?
Farklı bir kıyafet ile, Allah korusun kot ile şort ile terlik ile gir bakalım görev yaptığın resmi daireye , okula …
Kıyafet serbestliği ile başladı hemen her şey..
657 sayılı devlet memurları kanunu da neymiş demekle devam etti..
Türban serbest.. denilince; saç sakal,kılık kıyafet de serbest oldu ardından..
Memurlara, öğretmenlere sağlanan serbestlik, öğrencilere sağlanmaz mı? denilince her şey rayından çıktı zaten.
Devletin bütün memurları adeta söz birliği yapmış gibi ,kılık kıyafeti bozmaya ,saç uzatıp örmeye, atkuyruğu yapmaya, sakal uzatmaya başladı..
Herhangi bir resmi daireye, okula gidenler şaşırıp bu ne hal, bunların hangisi doktor, hangisi memur, hangisi öğretmen acaba? demeye başladı..
Öğrencilerin o hangi okula gittiği belli olan kıyafetleri yerine kafalarına göre giydikleri elbiseler, yaşlarına uygun olmayan saç sakal modelleri ile ; adeta bu düzen bozma da bizim de tuzumuz olsun demeleri ile her şey birbirine karıştı..
Bir kaç özel okul haricinde , yasaklanıp okunmayan andımız da bu işte etkili olmuştur..
Okullardaki veli baskısı, siyasi baskı en idealist öğretmenleri bile neme lazımcılığa sürüklemiş, onların heveslerini yok etmiştir..
Az kalan idealist öğretmen ve idarecilerde, kendini bilmez bazı yetkililer tarafından oradan oraya sürülmekte ya da pasif göreve getirilmekte.
Bu güzel ülke de eline en ufak bir makam mevki ve koltuk geçen bunu bir silah olarak kullanmaktadır..
Bu sadece o koltuğa oturanın değil, eşinin, oğlunun, kızının, yakın uzak akrabalarının kullandığı birer silaha dönüşmektedir..
Valiye bakarmısınız, oğlunun işlediği cinayeti gizlemek için makamını kullanıyor..
Ya Kahramanmaraşta ki polis şefine ne dersiniz?
Adam hasta olduğunu adı gibi bildiği oğlunu tedavi ettirmek yerine, devletin atış poligonun da silah eğitimi yaptırıyor.
O poligona sıradan vatandaşı, çocuk yaşta birini geçtim, herhangi bir devlet memuru bile giremezken, polis müfettişliği rütbesini bir silah olarak kullanmasa o çocuk oraya girebilir mi?
Sadece bu iki yerde mi var makam mevki ve koltukları silah olarak kullanmak? değil elbette..
Küçük, büyük her makam mevki ve koltuklar silah olarak kullanılmakta ve kullanılmaya devam edeceğe de benziyor ne yazık ki..
Kalın sağlıcakla..

+ There are no comments
Add yours