Bazen durup düşünüyorum. Öyle kısa kısa değil…
Uzun uzun. Sessizce.
Kimsenin duymadığı ama insanın içini en çok gürültüye boğan o düşüncelerle baş başa kalıyorum.
Kendi kendime soruyorum:
Bu evrende ben neyim? Bir nokta mı? Bir tesadüf mü?
Yoksa evrenin kendini anlamaya çalışan bir parçası mı?
Düşündükçe fark ediyorum ki insan, sadece yaşayan bir varlık değil.
Aynı zamanda sorgulayan bir varlık.
Bazen düşüncelerimin içinde kayboluyorum. Sanki görünmeyen bir kara deliğin içindeymişim gibi…
Bazen boğuluyorum o düşüncelerde, bazen de yeniden doğmuş gibi kendimi buluyorum.
Ama ilginç olan şu:
Her cevap, beraberinde yeni bir soru getiriyor.
Belki de insanın en büyük yükü budur.
Düşünmek.
Tarih boyunca “dâhi” dediğimiz insanlar, diğerlerinden farklı olarak daha çok düşünenlerdi.
Yorulmadan, bıkmadan, vazgeçmeden arayanlardı. Onlar evreni değiştirmeden önce, kendi zihinlerinin sınırlarını aştılar.
Çünkü insanın gerçek sınırı bedeni değil, düşüncesidir.
Bugün çoğumuz gökyüzüne bakıyoruz ama gerçekten görmüyoruz.
Yıldızları izliyoruz ama hissetmiyoruz. Oysa belki de evren, kendini bizim gözlerimizle izliyor.
Ve insan bazen şu sorunun ağırlığıyla baş başa kalıyor:
Evrenin içinde mi yaşıyorum, yoksa evren mi benim içimde yaşıyor?
Belki de insan olmak, bu soruyu sormaya cesaret edebilmektir.
Ve belki de asıl mesele cevapları bulmak değil…
Soruları kaybetmemektir.
Kalın sağlıcakla..
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.

+ There are no comments
Add yours